Anayasa Mahkemesi, yönetim kurulu üyesi olduğu şirkette temsil ve ilzam yetkisi bulunmayan başvurucunun, şirketin kamu borçlarından işverenle birlikte sorumlu tutulmasının mülkiyet hakkını ihlal etmediğine hükmetti.

Başvuruya konu olayda, işveren şirketin, başvurucunun işveren şirkette yönetim kurulu üyesi olarak görev yaptığı döneme ait sosyal güvenlik prim ve gecikme zammı borçları için yönetim kurulu üyesi sıfatıyla başvurucuya ödeme emri gönderilmiştir.

Başvurucu, bunun üzerine kendisinin ilgili şirketi temsil ve ilzama yetkili olmadığı, bu kapsamda şirketin prim borçlarından sorumlu olmayacağı ve borcun şirketin malvarlığından tahsil imkânının bulunduğu iddiasıyla ödeme emrinin iptali istemiyle dava açmıştır. İlk derece mahkemesi:

  • Şirket yönetim kurulu üyelerinin 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 88. maddesi uyarınca sigorta prim borçları ile fer’ilerinden sorumlu olduğuna,
  • Yönetim kurulu üyelerinin borçlardan sorumluluğunun doğması için temsil ve ilzama yetkili olması gerekliliğinin bulunmadığına,
  • Bu kapsamda öncelikle şirkete başvuru şartı olmadan söz konusu borçların yönetim kurulu üyelerinden tahsil edilebileceğine,

karar vermiştir. 

Başvurucu, bu kez, verilen kararın mülkiyet hakkını ihlal ettiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesi’ne başvurmuştur. 

Anayasa Mahkemesi, başvurucunun, borçlu şirketin sosyal güvenlik prim ve gecikme zammı borçlarından sorumlu tutulmasının mülkiyet hakkına müdahale teşkil ettiğini kabul etmiş, müdahalenin ihlal oluşturup oluşturmadığını kanunilik, meşru amaç ve ölçülülük yönünden değerlendirmiştir.

Anayasa Mahkemesi’nin kararında, kanuni temsilcilerin kurum alacağından müteselsil sorumluluğunun söz konusu olabilmesi için, prim alacağının tahakkuk ettiği ve ödenmesi gereken dönemde temsil ve ilzam yetkisini haiz olması gerektiğine dair içtihadın 5510 sayılı Kanun’un yürürlük tarihinden önceki prim borçları için söz konusu olduğu açıklanmıştır.

Anayasa Mahkemesi tarafından yapılan değerlendirmede, başvurucunun yönetim kurulu üyesi sıfatıyla şirketin kanuni temsilcisi bulunduğu dönemde doğan kamu alacağından sorumlu tutulmasının başvurucuya şahsi olarak aşırı ve olağan dışı bir külfet yüklemediği ve bu suretle kamu yararı göz önünde bulundurulduğunda orantısız olmadığı kanaatine varılmıştır. Sonuç olarak, bu durumun Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkının ihlalini teşkil etmediğine hükmedilmiştir.

Anayasa Mahkemesi’nin 19 Temmuz 2019 tarih ve 30836 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan, 30 Mayıs 2019 tarih ve 2015/11192 başvuru sayılı kararının tam metnine bu linkten ulaşabilirsiniz.