1. Telif Hakkı Koruması: Yaratım ile Otomatik Koruma

Türk hukukunda yazılımlar, aslen 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu (“FSEK”) kapsamında korunmakta olup; “ilim ve edebiyat eseri” olarak kabul edilmektedir. Bir yazılımın “eser” niteliği kazanabilmesi ve telif hakkı korumasından yararlanabilmesi için (i) fikri bir çaba ürünü olması, (ii) yaratıcısının hususiyetini yansıtması ve (iii) somut bir biçimde ifade edilmiş olması gerekmektedir.

Telif hakkı, yazılımın fikir ya da işlevselliğini değil; ifade biçimini, yani yazılımın somutlaştırılmış halini koruma altına alınmaktadır. Yani kaynak kodu ve nesne kodu gibi unsurlar telif hakkı korumasından yararlanırken; algoritmalar, teknik fikirler veya yazılımın sağladığı fonksiyonlar ise bu koruma kapsamının dışında kalmaktadır. Telif koruması otomatik olarak yazılımın yaratılması ile doğar ve herhangi bir tescil veya bildirim şartı aranmamaktadır.

Telif hakkı korumasının en önemli avantajı, yazılımın fiziksel olarak meydana getirilmesiyle birlikte korumanın başlamasıdır. Ancak, telif korumasının yazılımın sağladığı teknik çözümü veya işlevselliği korumaması, özellikle rekabetçi teknoloji pazarlarında önemli bir boşluk yaratmakta, yazılım sahipleri rakiplerinin kodları kopyalamasına engel olmakta ancak yazılımların işlevselliğinin farklı bir kodlama yöntemiyle gerçekleştirilmesine engel olmamaktadır.

2. Patent Koruması: Teknik İnovasyonun Kalkanı

Yazılımların işlevselliğinin korunmasında patentlenmeleri önem arz etmektedir. Hem Türk Sınai Mülkiyet Kanunu (“SMK”) hem de Avrupa Patent Sözleşmesi (“EPC”), “bilgisayar programlarını kendi başına” patentlenebilir konu kapsamı dışında tutmaktadır. Ancak bir yazılım teknik karakter gösterdiğinde (örneğin somut bir teknik etki ürettiğinde) yenilik, buluş basamağı ve sanayiye uygulanabilirlik kriterlerini de karşılaması koşuluyla patent korumasından yararlanabilecektir.

Teknik karakter” kavramı mevzuat tarafından açıkça tanımlanmamış olsa da, patentlenebilirlik değerlendirmelerinde belirleyici bir rol oynamaktadır. Avrupa Patent Ofisi (“EPO”) yaklaşımına göre, bir yazılımın teknik karaktere sahip olduğunun kabul edilebilmesi için, program ile bilgisayar donanımı arasındaki normal fiziksel etkileşimlerin ötesinde sonuçlar meydana getirmesi gerekmektedir.[1]

Teknik karakterin belirlenmesinde “ileri teknik etki” ve “herhangi bir donanım” olarak iki farklı yaklaşım bulunmaktadır. “ileri teknik etki” yaklaşımına göre yazılımın teknik karaktere sahip olduğunun kabul edilebilmesi için yazılım ve bilgisayar arasındaki normal fiziksel etkileşimlerin ötesine geçen bir teknik etki olmalıdır. İleri teknik etkinin bulunup bulunmadığı her somut olayın özelliğine göre belirlenecektir.[2] İleri teknik etkinin ortaya çıktığının kabul edilebilmesi için bu etkinin bilgisayarın içinde veya dışında gerçekleşmesinin bir önemi bulunmamaktadır. Buna göre, ileri teknik etki bilgisayarda çalıştırılan bir yazılımın sonucu olarak bilgisayar içinde ortaya çıksa da patent ile korunabilecektir.

Örneğin, vergi değerlerini hesaplayan bir program teknik olarak kabul edilmezken, bir telefonun kamerasının nesneleri tanımasını sağlayan bir uygulama (görüntü işleme ve nesne tanıma algoritmaları) veya makine performansını optimize eden bir yazılımın teknik etkisi olduğu kabul edilebilir.

Herhangi bir donanım” yaklaşımı ise ileri teknik etkinin yanı sıra, patentlenebilirlik için bir donanımın da (bilgisayar veya akıllı telefon gibi) mevcut olmasını aramaktadır. Uygulamada hem EPO hem de Türk Patent ve Marka Kurumu (“TÜRKPATENT”), yazılımla ilgili buluşları incelerken “herhangi bir donanım” yaklaşımını benimsemektedir. Bu kapsamda, istemlerde bilgisayar, cep telefonu gibi teknik araçların belirtilmesi durumunda, buluşun teknik nitelik taşıdığı kabul edilmekte ve yenilik, buluş basamağı ile sanayiye uygulanabilirlik kriterlerinin değerlendirilmesine geçilmektedir.[3]

Yazılımların patentle koruması kapsamında özellikle de son yıllarda en çok tartışılan konu da yapay zekanın (“YZ”) patent koruması kapsamındaki yeridir. Geleneksel yazılımlarda olduğu gibi, YZ ile ilgili buluşlar da teknik karakter gösterdikleri ve genel patentlenebilirlik gerekliliklerini karşıladıkları takdirde patent korumasından yararlanabilirler.

YZ modellerinin her zaman teknik bir sonuç doğurması mümkün değildir. Örneğin yalnızca metin üreten, belgeleri sınıflandıran veya teknik bir amaç olmaksızın bilişsel benzeri görevler gerçekleştiren YZ sistemleri patentlenemez olarak kabul edilirken, tıbbi bir cihazda düzensiz kalp atışlarını tespit etmek gibi teknik bağlamlarda uygulanan YZ modelleri, “herhangi bir donanım” yaklaşımı kapsamında fiziksel bir unsur ile beraber başvuruya konu edilmesi halinde patent korumasından yararlanabilir.

Yenilik, YZ modelinin yapısı veya işleyişinden ziyade öncelikle eğitim için kullanılan veri setinde yattığında, patentlenebilirlik karmaşık hale gelir. Zira veri, kendi başına teknik bir katkı değildir ve genellikle ticari sır hükümleri kapsamında korunmaya müsaittir.[4] Buna karşılık, YZ modelinin mimarisinde veya yapısal bileşenlerinde yenilik unsurlarının bulunması halinde, örneğin modelin tamamen yeni geliştirilmiş olması ya da mevcut bir modelin yapısında teknik nitelikte değişiklik ve iyileştirmelere gidilmesi durumunda, bu yapısal yenilikler patent başvurusunun dayanağını oluşturabilir.

Yenilik unsurunun veri setinde yoğunlaştığı durumlarda buluşun patentlenebilir olup olmadığı hususu, ABD Federal Temyiz Mahkemesi’nin 18 Nisan 2025 tarihli Recentive Analytics Inc. v. Fox Corp. kararının odak noktasıdır. Mahkeme, yalnızca yerleşik makine öğrenimi yöntemlerinin yeni bir veri ortamına uygulanmasının patentlenemez olduğunu vurgulamıştır. Yenilik, sadece farklı bir veri seti kullanmaktan ibaret olamaz; modelin mimarisinde, eğitim yönteminde veya teknik uygulamasında özgün bir katkı bulunmalıdır. [5]

3. Ticari Sır: Kara Kutu Sorununa Çözüm

Patent başvurusunda buluşun çözdüğü teknik problemin ve bu problemin ne şekilde çözüldüğünün açık ve tam bir şekilde açıklanması gerekmektedir. Örneğin şayet buluşa katkı sağlayan unsur algoritmaysa, bu algoritmanın açık şekilde sunulması gerekir. Ancak, yenilik yalnızca verinin kullanımıyla ilgiliyse ve algoritma buluşun parçası değilse, algoritmanın açıklanması zorunlu olmayabilir.[6]

YZ buluşları, patent sisteminin açıklama yükümlülüğünü yani buluşun başkaları tarafından yeniden üretilebilmesi için açık ve eksiksiz bir şekilde tanımlanması zorunluluğunu yerine getirmede pratik zorluklar yaratmaktadır. Birçok YZ sistemi “kara kutu” olarak işlev görür; geliştiriciler bile sistemin sonuçlarına nasıl ulaştığını tam olarak açıklayamayabilir. Milyonlarca parametreye sahip bir sinir ağının karar verme sürecini adım adım açıklamak, pratikte neredeyse imkânsız olabileceği gibi, tercih edilemeyebilir.

Küresel fikri mülkiyet ofisleri, IP5 (ABD, Japonya, Avrupa, Kore ve Çin patent ofisleri) dahil olmak üzere, son zamanlarda YZ ile ilgili buluşların hala yeniden üretilebilir ve tekrarlanabilir bir şekilde açıklanması gerektiğini vurgulamaktadırlar.[7]

Açıklama yükümlülüğünün yerine getirilememesi ya da tercih edilmemesi halinde, ticari sır koruması gündeme gelmektedir. Ülkemizde ticari sırlar, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (“TTK”) haksız rekabet hükümleri ile kimi özel kanunlar kapsamında korunmaktadır.

Patent korumasının, genel toplum menfaatleri dengesi gözetilerek SMK uyarınca en fazla 20 yıl süreyle sağlandığı, tescil süreçlerinin uzun ve masraflı olduğu, teknoloji alanındaki gelişmelerin çok hızlı olduğu ve tescil sürecinde teknik açıklamaların yapılması şartının rakiplerin teknik bilgiye erişimini kolaylaştırdığı hususları dikkate alındığında, patent korumasının her zaman hak sahibinin menfaatine olmadığı açıktır. Bu gibi durumlarda, yazılımların ve teknik çözümlerin “ticari sır” olarak korunması hak sahibinin menfaatine daha uygun olabilmektedir.[8]

4. Sonuç ve Stratejik Öneriler

Günümüzün teknoloji odaklı ortamında, yazılım ve YZ sistemleri, sanatsal ifade ile teknik buluş arasındaki çizgileri bulanıklaştırmaktadır. Fikri mülkiyet araçlarını akıllıca birleştirmek ve hibrit bir koruma stratejisi benimsemek kritik öneme sahiptir.

Yazılımların ve yapay zekaya dayalı sistemlerin fikri mülkiyet hukukunda hangi araçlarla korunabileceği hem teknik hem hukuki açılardan çok katmanlı bir değerlendirme gerektirmektedir. Türk hukuku ve uluslararası uygulamalar ışığında, yazılımların ifade biçimi yönünden telif hakkı korumasına konu olabileceği; ancak teknik katkı içeren ve belirli koşulları karşılayan yazılımların patentle korunmasının da mümkün olduğu açıktır.

YZ özelinde ise, teknik katkının varlığı, açıklık yükümlülüğünün sağlanabilirliği ve yeniliğin yalnızca veri kullanımına indirgenip indirgenmediği gibi faktörler, patentlenebilirlik değerlendirmesinde belirleyici olmaktadır. Buna rağmen, YZ’nin “kara kutu” doğası ile ticari sır koruması ve patent koruması arasında yapılacak tercih de kritik önem arz etmektedir.

Anahtar, inovasyonun gerçekten nerede yattığını -yaratıcı kodda mı, teknik mimaride mi yoksa akıllı veri kullanımında mı- belirlemek ve hem yasal koruma hem de iş avantajı sağlayan bir fikri mülkiyet stratejisi oluşturmaktır.

[1] EPO, EPO İnceleme Kılavuzu (07.11.2025) G-II, 3.6

[2] Hayri Bozgeyik ve Fatma Betül Çakır Çelebi, Yazılımların Patentle Korunmasında Teknik Karakter Unsuru (2024) 72 Adalet Dergisi 453.

[3] a.g.e. s. 468.

[4] Nari Lee, “Kişiselleştirilmiş Tıpta Yapay Zekanın Korunması – Patent-Ticari Sır Karşılıklı Ödün Verme”, AB’de Ticari Sırların Uyumlaştırılması ve Korunması (Edward Elgar Publishing 2020)

[5] Recentive Analytics, Inc. v. Fox Corp., Fox Broadcasting Company, LLC, Fox Sports Productions, LLC, Dava No. 23-2437, (Fed. Cir. 2025).

[6] EPO, IP5 Yapay Zeka Yuvarlak Masa Toplantısı: Özet Rapor (22.05.2019)

[7] EPO, IP5Yapay Zeka Yuvarlak Masa Toplantısı: Özet Rapor (22.05.2019)

[8] Tabrez Y. Ebrahim, Tabrez Y. Ebrahim, Yapay Zeka İcatları ve Patent Açıklaması, 125 Penn State Hukuk Dergisi sayı 147 (2020).